Bir Elin Beş Parmağı Gibi Başlayan Hikâye
Değerli Batimatbaa okurları, bu makalemizde “5 parmak el işaretinin anlamı nedir” konusunda bilmeniz gereken her şeyi derledik.
Kayseri’de yağmurun şehri ağır ağır yıkadığı bir akşamdı. Sokak lambalarının sarı ışığı, ıslak asfaltın üzerinde kırık kırık yansırken elim cebimde yürüyordum. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı günler, çocukken tuttuğum günlükleri hatırlıyorum. O defterlerin arasında en çok tekrar eden şeylerden biri de bir el işaretiydi: beş parmak açık bir el. O zamanlar bunun ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyordum, ama içimde hep bir yere dokunurdu.
O gün, hayatımda hiçbir şeyin “önemsiz” olmadığı günlerden biriydi. Çünkü bazı günler vardır, sıradan başlar ama insanın içini değiştirerek biter.
O Gün Otobüs Durağında Başlayan Sessizlik
Otobüs durağında bekliyordum. İnsanlar gelip gidiyor, kimse kimseye bakmıyordu. Herkes kendi düşüncesine gömülmüştü. Soğuk hava yüzümü kesiyordu ama asıl üşüten şey yalnızlıktı.
Telefonumu çıkardım, eski mesajlara baktım. Bir isim takıldı gözüme: Emir.
Emir, lise yıllarından kalan bir parçamdı. Beş kişiydik biz. Kendimize “el” derdik. Çünkü bir el gibi tamamlanmış hissederdik. Her birimiz bir parmak gibiydik. Ayrı ayrı güçlü ama birlikteyken anlamlı.
Ve işte o an, durağın karşısında bir duvarda çizilmiş bir şey gördüm.
Beş parmak açık bir el işareti.
Kalbim istemsizce hızlandı.
Yanına yaklaştım. Sprey boya ile çizilmişti, aceleyle ama bilinçli. Altına küçük bir yazı düşülmüştü: “Unutma.”
O kelime, içimde yıllardır kilitli duran bir kapıyı açtı.
Beş Parmak İşaretinin Bizdeki Anlamı
Bizim için beş parmak sadece bir el değildi.
Birlikti.
Söz vermekti.
Düşsen bile tutulacağını bilmekti.
Lisede beş kişiydik: ben, Emir, Sarp, Mert ve Deniz. Her birimizin hayatı farklı yönlere akardı ama bir araya geldiğimizde dünya biraz daha katlanılır olurdu. Beş parmağı açıp avuç içimizi birbirine değdirdiğimiz bir ritüelimiz vardı. Her buluşmada, her ayrılışta, her sınav öncesi…
“Beşimiz biriz” derdik.
Kimse bunun ne kadar kırılgan bir cümle olduğunu anlamazdı.
Ben anlamamışım.
Sonra hayat büyüdü, biz küçüldük.
Bir Yaz Gecesi, Çatı Katı ve Verilen Söz
Hatırlıyorum.
Bir yaz gecesi, Sarp’ın evinin çatısındaydık. Şehir ışıkları aşağıda titriyordu. O gece herkes biraz fazla sessizdi. Üniversite sınavı yaklaşmıştı. Herkesin yüzünde aynı korku vardı: ayrılmak.
Emir elini kaldırmıştı o zaman. Beş parmağını açmıştı.
“Ne olursa olsun,” demişti, “bunu unutmayacağız.”
Mert gülmüştü. Deniz gözlerini kaçırmıştı. Ben ise içimden “asla dağılmayacağız” diye geçirmiştim.
O anki inanç, sanki beton gibiydi. Kırılmaz sanıyordum.
Ama hayat, en çok kırılmaz sandıklarını kırıyordu.
Kaybolan Dostluklar ve İçimdeki Boşluk
Tavsiye Ettiğimiz İçerik: 2273 kimin numarası ?
Üniversite başladıktan sonra her şey değişti.
Sarp başka şehre gitti. Deniz ailesiyle taşındı. Mert sessizleşti, mesajlara geç dönmeye başladı. Emir ise en son bir gün “yoğunum” deyip kayboldu.
Başta alışırım sandım.
Ama alışmak diye bir şey yokmuş. Sadece erteliyormuş insan.
Ben her cuma günlüğüme yazıyordum. Bazen sinirle, bazen özlemle, bazen de hiç kimseye söyleyemediğim bir hayal kırıklığıyla.
“Beş kişi bir eldi,” yazmışım bir sayfada, “şimdi bir elimde eksik parmaklar var gibi hissediyorum.”
O cümleyi yazarken gözlerim dolmuştu. Kendime bile itiraf edemediğim bir şey vardı: en çok Emir’in yokluğu acıtıyordu.
Çünkü o, o el işaretini ilk ciddiye alan kişiydi.
Otobüs Durağındaki Gölge
Duvardaki beş parmak işaretine bakarken içimde bir şey çözüldü.
O an fark ettim ki, bazı insanlar gitse bile iz bırakıyordu. Ve o izler, en beklemediğin yerde karşına çıkıyordu.
Telefonumu çıkardım, Emir’in numarasına baktım.
Aramak istedim.
Ama korktum.
Ya sesini unutmuşsam?
Ya o ses artık bana ait değilse?
Tam o sırada arkadan bir ses duydum.
“Bunu hatırladın mı?”
Döndüm.
Emir’di.
Saçları biraz uzamıştı. Yüzü değişmişti ama gözleri aynıydı. İçimde yıllardır bekleyen bir şey o anda kırıldı.
Konuşamadım.
Sadece baktım.
O ise elini kaldırdı.
Beş parmak açık.
Aynı işaret.
Parmaklarımın Hatırlattığı Şey
Elimi kaldırdım.
Tereddüt ettim.
Sanki yıllar, o basit hareketin arasına sıkışmıştı.
Sonra beş parmağımı açtım.
Bir anlığına hiçbir şey değişmedi.
Sonra anladım.
O işaret sadece “biz beş kişiyiz” demek değildi.
“Biz kaybolsak bile birbirimizin içindeyiz” demekti.
Emir yaklaştı.
“Dağıldık sandım,” dedi.
Ben güldüm ama gözlerim doluydu.
“Ben de,” dedim. “Ama demek ki bazı şeyler dağılmıyor, sadece sessizleşiyor.”
O an içimdeki hayal kırıklığı yerini garip bir huzura bıraktı. Kırılmıştım ama tamamen kaybolmamıştım.
Geçmişin İçinden Gelen Diğer Eller
Sonraki günlerde diğerlerini de bulduk.
Sarp bir hafta sonra aradı. Sesi yıllar öncesinden farklıydı ama cümleleri aynıydı.
“Beş parmak hâlâ duruyor mu?”
Mert mesaj attı.
“Beni unutmadınız değil mi?”
Deniz ise en son gelen oldu. En sessiz olan hep oydu zaten.
Bir akşam yine bir araya geldik.
Aynı çatıya çıktık.
Şehir aynıydı ama biz aynı değildik.
Yine de beş el havaya kalktı.
Ve o an anladım ki, bazı bağlar kopmuyor. Sadece uzun süre görünmez oluyor.
Bugün: Aynaya Bakarken
Şimdi aynaya baktığımda kendime başka bir gözle bakıyorum.
25 yaşındayım ve hâlâ günlük tutuyorum.
Ama artık cümlelerim daha az kırgın.
Daha çok kabul içeriyor.
Çünkü beş parmak işaretinin anlamı benim için değişti.
Artık sadece bir çocukluk sözü değil.
Eksiklikle bile tamamlanabilmenin şekli.
Birinin yokluğunu hissetsen bile, onun sende bıraktığı yerle yaşayabilmek.
Bazen sokakta bir el işareti görüyorum.
Bazen bir duvarda, bazen birinin el hareketinde.
Ve her seferinde içimden aynı şey geçiyor:
Bazı insanlar gitmez.
Sadece başka bir şekilde kalır.