Gazali Ne Demek Felsefe? Bir Arayışın Hikayesi
Kayseri’nin soğuk akşamlarından birinde, eski bir kitapçının tozlu raflarında kaybolmuşken, Gazali’nin adını ilk kez duydum. O an, kitabın kapağındaki altın harfler bana doğru parlıyordu, ama içimde bir şeyler eksikti. Kitapları hep sevmişimdir; bazen içinde kaybolduğum, bazen de bir an için bulduğum huzuru aradığım dostlar gibidirler. Ama o an o kitap, içimden bir şeylerin eksik olduğunu bana hatırlatmıştı. Bir soru vardı kafamda: Gazali ne demek felsefe? Benim hayatımda felsefe ne kadar yer alıyordu? O gün, bu soruyu cevapsız bırakıp, kitapçının kapısından içeri adım attım.
Bir Yolda Kayboluş: Gazali’nin Sözleriyle Karşılaşmak
Kitapçıda birkaç saat kaybolduğumda, gözlerim yorulmuş, ruhum da aynı şekilde tükenmişti. Ama işte o anda, bir rafın köşesinde, Gazali’nin İhya-u Ulumiddin adlı kitabını buldum. Ne kadar eski bir basımdı, kollarımda sararmış sayfalardan hafif bir koku yükseliyordu. Kitapçı, elimi uzatıp onu aldığımı görünce başını sallayarak “Felsefi bir yolculuk için iyi bir başlangıçtır” demişti. Ama o an gerçekten ne demek istediğini anlamamıştım. Kitabın kapağını açtığımda, gazel gibi güzel ama derin bir felsefi bakışa sahip olan Gazali’nin düşüncelerine adım atmak üzereydim.
Gözlerim sayfalarda gezinmeye başladıkça, Gazali’nin felsefesi sanki bana bir aynada kendimi gösteriyordu. O an, içimdeki kaybolmuşluğu ve boşluğu bir şekilde hissedebiliyordum. “Bilgiyi arayan insan, kendi içindeki karanlıkları da görmek zorundadır” diyordu Gazali. Bu cümle, bir yudum soğuk su gibi içimi arındırmaya çalışıyordu. Sadece başımda değil, yüreğimde de bir ağırlık vardı. Bir yerde hep kendimi kaybetmiş gibi hissediyordum. Gazali’nin felsefesi bana, arayışın aslında ruhsal bir temizlik gerektirdiğini anlatıyordu. Sadece dış dünyayı değil, içimi de temizlemem gerektiğini o an fark ettim.
Hayal Kırıklıklarıyla Düşen Bir Sınav
O an, Gazali’nin felsefesiyle yüzleşmek, gerçekten derin bir yolculuktu. Hayatımda çok şey öğrenmiştim, ama içsel bir boşluk hep vardı. Birçok insan, etrafındaki dünyayı daha iyi anlamak için sürekli okumalar yapar, ancak bir yandan da kendini kaybeder. Bir noktada, her şey sadece zihinsel bir çaba gibi gelir. Gazali’nin felsefesini okudukça, hayatı sorgulamaya başladım. Ne için yaşıyordum? Neden hep daha fazlasını istiyordum ama hiçbir şeyle tatmin olamıyordum? Geleceğe dair belirsizlikle boğulmuşken, Gazali’nin öğrettikleri bir anlamda bana sadece daha büyük bir karanlık sundu.
Geceyi sabaha bağlarken, kitapçıda geçirdiğim saatler ve Gazali’nin öğretileri içimde karışık bir duygusal fırtına bırakmıştı. O sabah, Kayseri’nin yavaş yavaş aydınlanan ışıklarıyla birlikte, hayatıma yeni bir sayfa açmaya karar verdim. Ama henüz ne yapacağımı bilmiyordum. İçimdeki boşluk, Gazali’nin söylediklerinden belki de daha fazla yankı uyandırıyordu. Hayatımda eksik olan şeylerin ne olduğunu anlamak belki de sadece bir düşünceyi, bir bakış açısını değiştirmekten geçiyordu. Gazali’nin felsefesi de tam olarak bunu öneriyordu: İçsel bir dönüşüm, derin bir gözlemin sonucu olarak.
Umut ve Yeniden Başlama
Bir hafta sonra, Gazali’yi tekrar elime aldım. Sayfalar, o ilk okuduğumda bana karanlık gibi gelen cümlelerle daha bir derinleşmişti. Ama bu sefer, bir değişim vardı. İçsel bir dönüşüm sürecindeydim ve bu yolculuk, hiçbir zaman sonlanmayacak gibiydi. Gazali’nin felsefesi bana, bilginin sadece kitaplarda bulunamayacağını, yaşamda da her an bir felsefe yapmanın mümkün olduğunu gösterdi. İnsan, duygularıyla, düşünceleriyle sürekli bir arayış içinde olmalıydı. Hatta bazen hayat, bir arayışın ta kendisiydi. Dışarıda koşan insanlar, göz göze geldiğim her insan, bazen sessizce düşündüğüm her şey birer felsefi bakış açısına dönüşebilirdi. Gazali’nin sözleri, bana sadece felsefi bir düşünce değil, yaşamı bir bütün olarak değerlendirmek gerektiğini gösteriyordu.
O sabah, Kayseri’nin güneşli havası biraz daha parlak, biraz daha umut doluydu. İçimdeki boşluk yerine, daha derin bir anlam arayışına girmiştim. Gazali’nin felsefesi, bana daha açık, daha sakin bir zihin sundu. Her şeyin ötesinde, hayatı anlamak, her anı yaşamak ve bu süreçte de kendimizi kaybetmemek olduğunu fark ettim. Bir zamanlar sadece bir boşluk gibi hissettiğim her şey, şimdi bir keşif yolculuğuna dönüşüyordu. Gazali’nin ne demek istediğini o an sonunda anladım: Felsefe, hayatın her anında, her düşüncede, her duyguda bulunabilir. Ve belki de en önemli ders: Arayış, bazen cevaba değil, soruya odaklanmaktır.