İçeriğe geç

Çok hareket etmenin zararları nelerdir ?

Bu içeriğimizle “Çok hareket etmenin zararları nelerdir” hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunmaya çalıştık. Batimatbaa okurlarına sevgilerle!

Çok hareket etmenin zararları nelerdir? Bunu bir defter sayfasının kenarında öğrendim

Batimatbaa okurlarına özel bu yazımızda “Çok hareket etmenin zararları nelerdir” konusunu derinlemesine inceliyoruz.

Kayseri’de yaşıyorum. 25 yaşındayım. Günlük tutuyorum ama öyle düzenli, estetik, “bugün de üretkenim” tarzı değil. Daha çok içim taşınca yazıyorum. Bazen bir gün içinde üç ayrı sayfa, bazen iki hafta boyunca boşluk.

O gün de öyle bir gündü. İçimde tuhaf bir hız vardı. Sanki bedenim bana ait değilmiş gibi, sürekli bir yere yetişmeye çalışan bir gölge taşıyordum. Sonradan adını koydum: Çok hareket etmenin zararları nelerdir? sorusu, ilk kez o gün zihnime kazındı.

Ama bunu anlamam zaman aldı.

Sabah: Koşmadan da geç kalınabilir

O sabah her şey hızlı başladı. Alarm çaldı, kapatmadan önce bile zihnim kalkmıştı. Ayaklarım yataktan inerken ben çoktan dışarıdaydım sanki.

Kahvaltı yapmadan evden çıktım. “Zaten yol boyunca bir şey alırım” dedim. Ama o cümle genelde hayatın küçük bir aldatmacasıdır, o gün de öyle oldu.

Otobüse yetişmeye çalışırken içimde bir yarış vardı. Sanki biri bana sürekli “daha hızlı, daha hızlı” diyordu ama kimse yoktu aslında. Sadece ben vardım.

Koşarken düşündüm:

“Ben neden hep yetişmeye çalışıyorum?”

Ama cevap yoktu. Çünkü nefesim bile düşünmeme izin vermiyordu.

O an anlamadım ama bedenim bana küçük sinyaller göndermeye başlamıştı. Kalp çarpıntısı, düzensiz nefes, omuzlarda bir ağırlık… Hepsi çok hareket etmenin zararları nelerdir sorusunun ilk işaretleriydi aslında. Ama ben onları sadece “yoğunluk” sandım.

Gün ortası: Hızlı yaşamın içinde kaybolan küçük şeyler

İşe vardığımda her şey daha da hızlandı. Telefon sürekli çalıyordu, mesajlar üst üste geliyordu, yapılacaklar listesi uzadıkça uzuyordu.

Bir ara masama oturdum ama oturmak bile aceleye dönüşmüştü. Sanki dinlenmek bile bir görevdi ve onu da hızlı yapmam gerekiyordu.

Yanımdaki arkadaşım “bir çay içelim mi?” dedi.

“Vaktim yok” dedim.

Ama dürüst olayım, vakit vardı. Sadece ben yoktum.

O gün fark ettim ki çok hareket etmek sadece fiziksel değil, zihinsel bir dağılım da yaratıyor. Bir şeylere yetişmeye çalışırken hiçbir şeye gerçekten yetişemiyorsun.

Öğle arasında yemeği hızlı hızlı yerken defterimi açtım. Yazmak istedim ama elim titriyordu. İçimde bir cümle vardı ama kelimeler onu yakalayamıyordu.

Şunu yazabildim sadece:

“Ben neden bu kadar hızlıyım?”

Sonra defteri kapattım.

Küçük bir sahne: Merdivenler ve nefes

O gün öğleden sonra merdivenlerden çıktım. Asansör vardı ama beklemek istemedim. Çünkü beklemek bana zaman kaybı gibi geliyordu.

Ama üçüncü katta nefesim kesildi.

Durmak zorunda kaldım.

Ve o duruş anı… tuhaftı.

Çünkü ilk kez bedenim benden daha akıllı davrandı.

İç sesim çok net konuştu:

“Sen aslında yavaşlamak istiyorsun ama izin vermiyorsun.”

O an fark ettim ki çok hareket etmenin zararları nelerdir sorusu sadece sağlıkla ilgili değil. Aynı zamanda insanın kendini duyamamasıyla ilgili.

Akşamüstü: İçimde biriken sessizlik

Gün ilerledikçe hız azalmadı. Ama içimde garip bir boşluk oluştu. Sanki bütün gün koşturmuş ama hiçbir yere varamamıştım.

Mesai bitince dışarı çıktım. Kayseri’nin akşam havası sertti ama ferahlatıcıydı. Normalde iyi gelir. Ama o gün hiçbir şey iyi gelmedi.

Yürüdüm.

Sadece yürüdüm.

Ama bu yürüyüş dinlenme değildi. İçimde hâlâ koşan biri vardı.

Telefonuma baktım. Bildirimler, mesajlar, hatırlatmalar… Hepsi aynı şeyi söylüyordu:

“Devam et.”

Ama ben içimden ilk kez farklı bir şey duydum:

“Dur.”

O kelimeyi duyunca sanki dünya biraz yavaşladı.

Ev: En hızlı günün en sessiz anı

Eve vardığımda yorgun değildim. Daha garip bir şeydi bu. Yorgunluk değil, dağınıklık.

Sanki bedenim her yere dağılmış ama hiçbir yerde kalmamış gibiydi.

Çantamı bıraktım, oturdum. Telefonu elimde tuttum ama bakmadım.

Ve işte o an… gün boyunca kaçtığım şey geldi.

Düşünceler.

Sessizce otururken içimde bir cümle büyüdü:

“Bugün kendimi hiç dinlemedim.”

Bu basit bir cümle gibi görünüyor ama içimde ağır bir yere oturdu.

Çünkü fark ettim ki çok hareket etmek sadece bedenimi değil, duygularımı da kaçırmıştı. Mutluluk geldiğinde fark etmemişim, stres büyürken görmezden gelmişim, yorgunluk zaten kapıyı çalamamış bile.

Defterin açılması

O gece defterimi tekrar açtım. Bu sefer elim titremiyordu ama içim ağırdı.

Yazmaya başladım:

“Bugün çok hızlıydım.

Ama hiçbir yere varmadım.

Sadece tükendim.”

Kalem durdu.

Bir süre boş sayfaya baktım.

Sonra devam ettim:

“Çok hareket etmenin zararları nelerdir diye sorsalar, sadece bedenin yorulması değil derdim.

Kendini kaçırmak da derdim.

En çok da kendini duyamamak…”

O anda içimde bir şey kırılmadı ama yumuşadı.

Gece: Yavaşlamayı öğrenmek

Gece olduğunda şehir sessizdi. Ama içimdeki gürültü yeni yeni azalıyor gibiydi.

Yatağa uzandım ama uyumadım.

Sadece düşündüm.

Günün başından sonuna kadar aynı cümle dönüp durdu:

“Hep hareket ettim ama neden hâlâ yerimdeyim?”

Cevap basitti ama kabul etmesi zordu:

Çünkü hareket etmek her zaman ilerlemek değildir.

Bazen insan sadece kaçıyordur.

Ve ben o gün kaçmıştım. Kendimden, duygularımdan, durmaktan.

Ertesi gün: Aynı hız, farklı farkındalık

Ertesi sabah alarm çaldığında bir şey değişmişti.

Hâlâ hızlıydım ama bu kez farkındaydım.

Ayakkabımı bağlarken kendime şunu söyledim:

“Bugün biraz daha yavaş olabilirim.”

Bu cümle basitti ama ağırdı. Çünkü hızla yaşamaya alışmış bir zihin için yavaşlık neredeyse suç gibi hissediliyordu.

Dışarı çıktım.

Otobüs geldi.

Koşmadım.

Bir sonraki geldi.

Dün olsaydı paniklerdim.

Ama o gün sadece bekledim.

Ve beklerken şunu fark ettim:

Hayat kaçmıyordu.

Ben kaçıyordum.

Küçük ama önemli fark

O günden sonra anladım ki çok hareket etmenin zararları nelerdir sorusunun cevabı sadece fiziksel bir yorgunluk değil.

Duyguları kaçırmak

Kendini duyamamak

Sürekli eksik hissetmek

Hiçbir ana tam olarak ait olamamak

Bunların hepsi sessizce birikiyor.

Ve insan bunu hemen fark etmiyor.

Son düşünce: Yavaşlık bir kayıp değil

Şimdi geriye baktığımda o gün bana bir şey öğrettiğini görüyorum.

Çok hareket etmek bazen güçlü görünmek gibi geliyor. Ama aslında içten içe insanı dağıtıyor.

Şimdi daha yavaş yürüyorum.

Daha az acele ediyorum.

Ve bazen duruyorum.

Sadece duruyorum.

Çünkü anladım ki hayat her zaman yetişilecek bir şey değil.

Bazen sadece yaşanacak bir şey.

Ve ben o gün, defterimin kenarına şunu yazmışım:

“Yavaşladığımda kaybetmedim.

Sadece kendime geri döndüm.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort https://betci.co/ betexper.xyz elexbet giriş ilbet.casino ilbet giriş yapamıyorum ilbet yeni giriş vdcasino
https://www.naatforum.com https://etkilicv.com https://emeklimaasi.com Sitemap